Monday, 22 May 2000

Anywhere I Lay My Head - Scarlett Johansson

Danimarka asıllı güzel oyuncu Scarlett Johansson, şarkıcılığa soyundu. Geri vokallerde David Bowie’nin de eşlik ettiği Johansson’un, Tom Waits şarkılarından mürekkep cover albümü ‘Anywhere I Lay My Head’, 20 Mayıs’ta yayımlandı.


Şöhret, jöle kıvamında bir şey galiba. Zira bu jöleye bir kez bulaşan, asla iflah olmuyor. Şarkıcılar oyuncuya, futbolcular şarkıcıya; güzel manken kızlar ise hem şarkıcıya, hem oyuncuya dönüşüyor. Kimileri jöleyi eline yüzüne bulaştırıp hem bizi, hem kendini kahrediyor; kimileriyse afiyetle yenen lezzetli bir yemeğin üzerine, tadı damakta kalan bir kaşık tatlı oluyor.
Doğuştan zengin olmasına rağmen sonradan görme budalalığıyla gördüğü her şeye saldıran Paris Hilton, bu jöleyi eline yüzüne bulaştıranların en popüler ve en gözde örneği. Ama sayısı bir elin parmağını geçmese de, 10 parmağında 10 marifet misali, dokunduğu her şeyi altına çeviren ünlüler de yok değil.
Peki beyaz perdenin son gözdelerinden, yeşil gözlü, bebek yüzlü, güzeller güzeli Scarlett Johansson, hangi kategoriye giriyor? İki yıl kadar önce bir albüm yapacağını basına çıtlatan başarılı oyuncu ilk albümünü yayımladığında, zihinleri bu soru meşgul ediyordu.

Mezarlarından fırlayan zombiler
‘Anywhere I Lay My Head’, aslen bir cover albümü. Indie müziğin yaşayan efsanesi Tom Waits’in 10 şarkısını ve bir orijinal besteyi seslendiriyor Danimarka asıllı oyuncu bu albümde.
Dünyada pek az sanatçıya nasip olacak raddede nevi şahsına münhasır, taklit edilemez ve destansı bir ses, Tom Waits. Şarkıları kimi zaman bir ain, kimi zaman mezarlarından fırlayan zombilerin saldırısı gibi. Bazen bir gökgürültüsü, azgın bir nehir gibi çağlıyor; bazense bir babanın şefkatli kolları gibi huzur veriyor. Sözün özü, Johansson, bir debut albümü için oldukça tehlikeli sulara dalıyor.
Aslında ‘Anywhere I Lay My Head’, Scarlett Johansson’un solo albümü olmaktan ziyade, albümün yapımcısı, TV On The Radio’nun gitaristi Dave Sitek’in imzasını taşıyan bir proje gibi. Şarkılar, orijinallerinde olduğundan daha soğuk, daha mesafeli ve hatta bazen daha sert yansıyor dinleyicinin kulaklarına. Güzel oyuncu ise, bir şarkıcıdan çok varyete sanatçısı edasıyla arzı endam ediyor. Zaten albüm boyunca rolden role giriyor Johannson. Kâh masalsı düşler gören masum bir çocuk, kâh feleğin çemberinden geçmiş işveli bir hatun...

Trenin camından yansıyanlar
Tom Waits’in 2002 tarihli ‘Alice’ albümünden ödünç alınan ‘Fawn’ isimli enstrümental şarkı ile açılıyor albüm. Orijinal versiyonunda içli bir kemana ara sıra eşlik eden piyano, cover versiyonunda yerini org’a ve baterili, gitarlı, bol enstrümanlı, çok sesli, karmaşık ve düzensiz bir yoruma bırakıyor.
Fawn’un ardından gelen ‘Town With No Cheer’, albüm boyunca kulağımıza çalınan tüm enstrümanların aynı anda, adeta soundcheck’e soyunmasıyla başlıyor. Bu soundcheck, hem bizi, hem de albüm sanatçılarını havaya sokmak için ihtiyaç duyulan bir başlangıç belli ki.
Melbourne’den, Avustralya’nın başkenti Adelaide’ye doğru ilerleyen, modern bir lokomotifin çektiği trenin içindeyiz. Scarlett’in buğulu sesi eşliğinde çölü geçerken, bir zamanlar trenlerin mola verdiği ve yemekhanesinde yolcuları ağırlayan, hayalet bir kasabadan geçiyoruz. Zira yemekli vagonları bulunan yeni trenler artık burada mola vermiyor. Viktorya döneminde kalan ve asri zamanların gadrine uğrayan kasabadan yayılan hüzün içimizi burkuyor. Buzlu burbonumuzdan bir yudum alıp, sonraki şarkıya geçiyoruz.
‘Falling Down’, kahramanlarından birinin adının Scarlett olmasıyla dikkat çekiyor. Ve tabii, bir başka müzik efsanesinin sürpriz katılımıyla... David Bowie, ‘Falling Down’ ve ‘Fannin’ Street’te Johannson’a eşlik ediyor.

Şehirlerarası bir yolculuk
Albümün en göze batan şarkılarından biri, Waits’in 2004 tarihli ‘Real Gone’ albümünden seçilen ‘Green Grass’. Vurmalıların katılımıyla neşeli bir yapıya bürünen şarkı, ağır aksak ilerlerken ritmin verdiği neşe, yerini yine dipten gelen hüzne bırakıyor.
1976 tarihli ‘Small Change’ albümünden alınan ‘I wish I was in New Orleans’ ise, bir çocuk ninnisi gibi. Bir bebeğin kundağında yatmış, tepemizde dönen oyuncakları izliyor ve onlardan çıkan melodiyi dinliyoruz sanki. Scarlett’in sesi de, bu masalsı düşün içinde yaşayan çocuğunki gibi hülyalı bir havaya bürünüyor...
‘Anywhere I Lay My Head’ belki en iyi Tom Waits şarkılarını içermiyor. Ama cover’ladığı şarkılarda, Waits’in ruhunu yansıtmayı başarıyor. 45 dakika süren 11 şarkılık bu yolculukta, kendimizi bazen küçük bir odada, bazen ıssız bir mezarlıkta, bazen şehrin bir sokağında, bazen yeşil çimlerin ortasında buluyoruz. Bu şehirlerarası yolculuk boyunca, Melbourne, Adolaide, St. Petersburg, Londra, Houston gibi duraklarda mola veriyoruz.
Rolling Stone ve Uncut gibi saygın müzik dergilerinden geçer not alamasa da, birçok eleştirmenin saygıyla karşıladığı bir albüm var elimizde. Ve, sırtını Tom Waits’in harikulade şarkılarına dayayarak, asıl işi olan oyunculuktan çok da uzaklaşmadan, bir öykü anlatıcısına bürünen güzel bir aktris duruyor karşımızda. Bu aktris, gün gelir gerçek bir şarkıcıya dönüşür mü bilinmez; ama mikrofonun karşısında test ettiği oyunculuğunu bir kez daha ispat ettiği bir gerçek.

B.

No comments:

Post a Comment